1 Mart 2018 Perşembe

Ben var, o da var!

Şuan bilgisayarda enstrümantal caz frekansından "another world" çalıyor. Ve ben öldükten sonra biri bir yazdığımı okursa diye düşündüğümde ilk aklıma geleni yazmak istedim. Bu cümleleri yazmadan önce saurida lessepsianus(lokum balığı) hakkında bir makale okuyordum. Süveyş Kanalından girip buraya gelmelerinin yaklaşık 150 sene sürdüğü fakat insan için uzun olan bu sürecin hayvanlar aleminin çevresel ve biyolojik değişimleri için çok ufak bir dönem olduğu yazıyordu.

Aklıma ikinci gelen şeyse bir Ömer Hayyam rubaisi oldu dünyaya oldukça güzel şeyler bırakan bir başka sanatçımız olan Fazıl Say'ın da eserinde Serenad Bağcan'ın sesinden dinlediğimiz gibi:

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

İlk aklıma gelen şeye geri dönecek olursam, şimdiki bir çok çalışmanın ardında, geçmişte ölümden sonrasıyla ilgili görünmeyen fakat belki de farkına bile varmadan kendinin olmayan bir geleceğe yatırıp yapan bilim insanlarının ve sanatçıların payı var. 

Bu geleceğin pragmatiği, zamanın faydacılığı, büyüdükçe artan hırsı insanlığa bir açıdan zarar vermeden hatta destek olarak sürüp gidiyor. Biz insanlar ise ya seyirci kalıyoruz ya da nehre atlıyoruz. Suyun akışına kendimizi kaptırıveriyoruz.

Üstadın dediği gibi "Bir nehirde , aynı suda iki defa yıkanmaz." Mızmızlanmak zamanı değil. Bencillikse mutsuzluk getiriyor. Ben varım, yaşam var. Ben düşündükçe kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar, sabahlar ve akşamlar, sevinçler ve tasalar var. Bu yüzden ben var iken gelecek var. Bu yüzden ben ve sen geleceğin mimarıyız.