Nereye varır ? Nerede son bulur ki bu yol ? Ne için ben üzgünüm sorusuna gelene kadar sürecek bu sorular ne için var ?
İnsan neden - hayır - demekten böylesine aciz ?
En dar yollardan geçerken bile neden biteceğini bilmek ve bilmemek arası bu kadar uzun mesafe ? Yolun bitmesi yeterli mi yani üzülmemesi için.
Ya da her halükarda üzülür mü insan?
Ben bugün gidiyorum.. Ve en üzücüsü arkamda mutluluklar bırakacak olmak ..
Ben gittikten sonra da devam eden mutluluklar.
Benden ayrı devam edecek olması kahrediyor beni. Hepsi kahrolun istiyorum gitmeme.
Ama böyle olmuyor hiçbir şey.. Herkes gülmeye devam ediyor. Lanetim sürüp gitsin mi istiyorum peki ?
Ağlasın mı sonsuza kadar..
Sonsuza kadar benimle mutlu kalacak birini bulsam bile sonsuzun sonu gelir ve vakti geldiğinde oda mutlu olurdu..
Demek ki mutluluk kaçınılmaz..
Öyleyse ben de sonsuzluğun sonuna kadar hemen gelmeli ve gitmeliyim mutlu olmak için...
1 Kasım 2016 Salı
27 Ocak 2016 Çarşamba
anladımki kendi hatalarımla yüzleşmekten korkmuyorum. evrenin kendi seçimleriyle yüzleşiyorum. acı çekiyor insan. evreni bu hale getirdiği seçimlerinden dolayı. tek başına değil insan evrende. tek bir çizgi üzerinde devam eden serüven hepimize ait. ve suskun değil hiçbiri yol konuşuyor yerimize sadece. yol sözcümüz. biz kendi secimlerimizi aynı çatı altında topluyoruz. oysa sonuçları hepimizi teker teker sarsıyor. yerde yatanları... hepsini teker teker..
bugun sons of anarchy'i bitidiğim gün. bu dizi ile bir bag kurdum. yere yatanlarla. yere yattığım günle.. o gune giden yolda yürürken , sesimi nasıl çıkartmam gerektiğiyle.. ayakta durmak .. sevdiklerimle birlikte ..bişeyler yapmak bu yol adına.. ne kadar karanlığın önüne geçer aydınlık bilmiyorum.. ama siyataki beyazmı beyazdaki siyahmı demek çözmüyor.. sadece yol ve şimdilik yere yatanların üstünden gecmek ve daha sonra yere yatmak... zamanı geldiğinde..
kurt sutter'a asla farkında olmıycağı bir selam bugunluk burdan...
bugun sons of anarchy'i bitidiğim gün. bu dizi ile bir bag kurdum. yere yatanlarla. yere yattığım günle.. o gune giden yolda yürürken , sesimi nasıl çıkartmam gerektiğiyle.. ayakta durmak .. sevdiklerimle birlikte ..bişeyler yapmak bu yol adına.. ne kadar karanlığın önüne geçer aydınlık bilmiyorum.. ama siyataki beyazmı beyazdaki siyahmı demek çözmüyor.. sadece yol ve şimdilik yere yatanların üstünden gecmek ve daha sonra yere yatmak... zamanı geldiğinde..
kurt sutter'a asla farkında olmıycağı bir selam bugunluk burdan...
26 Ocak 2016 Salı
Bilmek kolay iş artık herkes bir bilene rastlayabiliyor.. Ve ancak o an, yani; bildiklerini satmaya çalışırken kategorileştiriyorlar artık insanları.. Demek istediğim sanatçı dediğin ya da ne biliyim spor yorumcusu ya da şu yanındaki çok okuyan arkadaşın; ne dediğini umursuyor musun? Her söyledikleri bir yerden tanıdık geliyor kulağına değil mi ? Yani diyorum ki kardeşim, akıllısın sen de. Ama mesele değil ki akıllı olmak! Kendi aklını başına topluyor karşındakini anlıyorsun önce şöyle bir. Daha sonra sessizce düşüncelere dalıyorsun karşında -kaç kişi var acaba bunun söylediklerini söyleyen, duyduğum.- konuşurken bu adam sen hep düşüncelerdesin kardeşim. Yaramıyor sana! Aslında seninle aynı şeyleri düşünüyor olabilirler. Sadece farklı zamanlarda sanırım çünkü gözlerinden anlıyorsun anlatmak istiyor bildiklerini. Aslında seninde bildiklerini.. Hatta herkesin bildiği ve bilebileceği şeyleri..
Ben kızmıyorum hiçbirine sen de kızma. Hem öfkeyi bilirsin sen de. Onlar da bilirler ama pek takmaz bazıları. Çakal olanları vardır hatta hepimiz öyleyiz ya bir miktar - ha bunu da karıştırma akıllı olmakla- yeter nefret etmek için senden bana bende sana. Ama ben nefret etmeyeceğim kardeşim senden. Ben genele düşmedim daha. Genel derken ne dediğimi biliyorsun kardeşim. Oyuna gerek yok biz farklıyız ya hani bu bahsettiğin detaylardan dolayı.. Yazının başındakileri unut tabi canım. Bildiklerimiz .... Haklısın unutmadın tabii ki. Peki bizi ayıran ne genelden.. Seninle benim okuduklarımızı okuyan diğerlerinden.. İnsan sakinleşiyor değil mi? Elden başka bir şey gelmediğinden? Bir söz vardı: 'Erkek sadece kendi dertlerini değil çevresindekilerinin de dertlerini kaile aldığında erkektir.' .Bu söz biraz maskülen biz buradaki erkeği, insan ve çevresindekilerini de diğer canlı yaşam olarak değiştirdiğimiz de bir nebze bir şeyleri yerine oturtmuş olabiliriz..
Bu yazı burada bitmedi kardeşim çok fazla yarıda kalmış an bıraktı bende... Bilmek kola.... kategorileşm.... Demek isted..... Yani diyorum ki akıllısı.... Her birinde binlerce an vardı kardeşim. O anlar da farklı anlamlar vardı.
Ama sen zaten biliyorsun ya.. Nasıl pazarlasam kendimi ? Şimdi biraz ona kafa yormam gerekecek.
Hoşçakal....
Ben kızmıyorum hiçbirine sen de kızma. Hem öfkeyi bilirsin sen de. Onlar da bilirler ama pek takmaz bazıları. Çakal olanları vardır hatta hepimiz öyleyiz ya bir miktar - ha bunu da karıştırma akıllı olmakla- yeter nefret etmek için senden bana bende sana. Ama ben nefret etmeyeceğim kardeşim senden. Ben genele düşmedim daha. Genel derken ne dediğimi biliyorsun kardeşim. Oyuna gerek yok biz farklıyız ya hani bu bahsettiğin detaylardan dolayı.. Yazının başındakileri unut tabi canım. Bildiklerimiz .... Haklısın unutmadın tabii ki. Peki bizi ayıran ne genelden.. Seninle benim okuduklarımızı okuyan diğerlerinden.. İnsan sakinleşiyor değil mi? Elden başka bir şey gelmediğinden? Bir söz vardı: 'Erkek sadece kendi dertlerini değil çevresindekilerinin de dertlerini kaile aldığında erkektir.' .Bu söz biraz maskülen biz buradaki erkeği, insan ve çevresindekilerini de diğer canlı yaşam olarak değiştirdiğimiz de bir nebze bir şeyleri yerine oturtmuş olabiliriz..
Bu yazı burada bitmedi kardeşim çok fazla yarıda kalmış an bıraktı bende... Bilmek kola.... kategorileşm.... Demek isted..... Yani diyorum ki akıllısı.... Her birinde binlerce an vardı kardeşim. O anlar da farklı anlamlar vardı.
Ama sen zaten biliyorsun ya.. Nasıl pazarlasam kendimi ? Şimdi biraz ona kafa yormam gerekecek.
Hoşçakal....
14 Ocak 2016 Perşembe
SAYIN D.Ö.İ.
SAYIN
Dışarıdaki Öfkeli İnsanlar ;
Diğer öfkeli insanları misillemekle meşgulken mükemmel dengeyi sağlamış öfkeli insanlar.. Bu sıradanlaşmaya mahkum öfke duygusunu yutmayı öğrendikçe sıradanlaşan öfkeli, dışarıdaki insanlar. Hayvansal ihtiyaçlarını karşılamak için saygı gösterilen olabilmiş; duyguların anlık yaşandığı dünyanın geri kalanında kar amacı güden kapital işletmelere köprü yapan dışarıdaki öfkeli insanlar.. Sorumluluk sahibi öfkeli sanatçılar, sorumluluk sahibi patron ve işçiler...
Ben 25 yaşında yolun amına koydum ki öfke saçan güneş ışığı her sabah mutluluğu getirdiğinde birilerine, diğer birileri gecenin ayazında mutlulukla getirdi öfkelileri....
Ve kahrını çektiğimiz mutluluklarımız yarım kaldı hep ki kahır çekmek gerekmişti görmek için bugünleri. Her ne kadar mutluysak ta şimdi hep bir öfke sıyırırdı dibimizi belli belirsiz.
Dışarıdaki öfkeli insanlardı bunun nedeni.
Bu öfke öyle kanını dondururdu ki insanın o yüzden geceler soğuktu ve bir yandan sabahın aydınlığı gözlerini alırken sıcacık yatak ve eriyen mumlar, diğer yandan aydınlık gözlerini alırdı geceden kalan öfkeli yalnızlığın...
Silah sesleri çekiç sesleriyle yer değiştirir sabaha karşı. Kaç öfkeli intihar etti birilerini vurdu bu gece bilinmez.. Ama yarın sabah kaç çekiç sesi duyacak bilir demir döven bir öfkeli... Bu yüzdendir öfkeli bir satıcıya parasını uzatırken hep tedirgindir. Surat gülüyorsa da kazık yiyordur o an. Hak ettiğinden fazlasını vermek zorundayken kızgındır. Ve aynı satıcı pazarlık yapmak zorunda kaldığı için öfkeli.
Diğer öfkeli insanlar; Benimle aynı boyda ama yaşça büyük. Kapitalin kıldan ince kılıçları onlarında saçlarını kopartmış diplerinden.. Ve ağartmış saçlarını öyle dik dik bakışları güneşin.. Yıllarca tek masanın hakimi olmuş soylu yüce divan başkanı bugün önüne koyulan parşömenlere öfkeli. Çünkü başka krallıkların beyazla bezeli bayrakları öfkeyle kana bulandılar.. Ama o hep oradaydı. Hiç terketmedi masasını. Çıtı çıkmadı gözünün önünde yok olup giden sakinliğe, iyice derine gömebilmişti çünkü öfkesini ve olması gerektiği gibi dengedeydi her şey.. Sıradan bir öfke kalmıştı sadece çünkü tattırevallinin hep aynı yanındaydı.. Hep o açıdan gördü güneşi ve direk yüzüne çarptı güneş ki bundandır yüzünün kızarmışlığı, kızgınlığından değil o orospu parşömenlere... Zaten sesini çıkartsa da ne olacaktı ki? Beyaz bayrak kalmamıştı ortalıklarda.. LGBT gibi şeylerde var hem artık, renkli renkli bayraklar. Ayrıca internet bir sürü şeylerle dolu. Zaman dolduracak onca şey varken neden son bayrak, benim bayrağım... Bağırsam, yazsam, oynasam yok olmayacak mı dakikalar içinde.. şu bilgisayar denen canavarın dişleri klavyenin tuşlarından başlayıp fareye kadar sarkmıyor mu kablolardan damarlarla... Anı unutturan tefekkür öfkeli başkalarının hayvani saygı görme istemi ve nefret ve nefretle doğan sevgi... Yani şu; iyi dedin birader.. bu çocuk bir dahi ve hepiniz bunu görün hatta durun beni görün ... şurasına şu aptal kelimeyi de iliştirdim mi orijinal.. Ya da çok zekidir kimisi . Yutma kardeşim , senden kaç tane varsa o kadarı öfkeli çünkü sana karşı, savaş dünyayı daha güzel bi yer yapmak için.. Ama yok oluyorsun sessizce gömdüğün öfkenle. kendini bir uçakta ölürken bulursun bazen tehlikeli olduğun için.. Geliştirebileceğin şeyleri düzeltebileceğin şeyleri diğer öfkeli insanlardan sakladığın için.. Bugün çıkıp biri çok konuştun sıkıysa yap dediğinde yaptığını gördükleri için.. SIKIYSA.. Bu kelime defol burdan bu benim tatminim bu güneş benim beyazımı kana buladı öfkeliyim ben'in yansıması... Anlatmak, çözmek ve dilim dilim etmek tüm sanatçıların gerçek yüzünü... Yaşamak için yazmak yazıya hainlik.. Yazmak için yaşamak yaşama hainlik.. Okusunlar diye yazmak öfkenin başlangıcı.. Hayvansal içgüdünün ortaya çıkışı.. Anlasınlar değişsinler.. Benide değiştirsinler tüm bayraklar renk renk olsun beyazda değil ... Ama öfkenin rengi vardır... yaşamın rengi vardır... çare yok buna... sessiz beyaz bayraktan selamlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)