4 Kasım 2012 Pazar

Bir Esriğin Günlüğü

Alafranga tuvaletlerin dibindeki suda görmek bulanık yüzünü.
(Hani yüzün düşmüş derler ya)
Ve kanlı peçetelere silmek kayıp savaşları
Beyaz çarşaf kokan toprağı dualarla uğurlamak geçmişe
Nihayet hücum emri verilmiş hücreleri çekmek geri.
... Bu gecede sonuçsuzum...
Uzun zamandır aynı ıslak ellerimin yumuşattığı saman kağıdı yaralıyor kalemim.
Siyah damlalar dökülüyor masamın kenarından.
Tüm duvarlaım berlinde inşaa ediliş gibi.
Ne güneyi biliyorum , ne kuzeyde mutluyum.
Akşam kapıya çiçek sularken,
Okul dönüşü çocuklarını karşılayan anne gibi beklentilerim.
Kıyıya yaklaştıkça yükselen umutlarım tam yanıbaşımda kırılıp sönüveriyorlar.
Geceden kalma esrikliğim taze hala.
Kızarmış tenimdeki etil gibi sessiz ve çekingen.
Ağır ağır yaklaşan bir buhranı haber ediyor.
... Ayak izlerimi silmek için geri döndüm...
Varoluşumu başa sardım.
Yeni hayat filminin makarası gibi.
Okyanusların dibi kadar derin bir nefes,
Göğün sonu kadar yüksekbir umut var ufukta.
... Şimdi güneş batıyor , gecenin açlığına su döküyor gökyüzünün gözlerinden.
Göz göze gelmekten korkan herşey uykuya dalar gibi yapıp,
Kapaklarını indiriyor alınganlığının.
... Bi katil iş başında.
Cesedi bölük pörçük etti ve uzağa götürüyor.
Güneş her yeni gn gibi bu günüde katledip,
Yerini yakamozlara bırakıyor denizlerin ötesinde.
SEVGİLERLE...


Esrik Şairin Ayak İzleri

Dilimi porsuklara yem ettim!
Ve bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım.
Kalemlerim çok şekerdiler çayımda.
Zeytin tanelerinden damlalar mürekkep,
Kızarmış bir ekmek okurların yüzüne kan getirdi.
Oysa güzelliğimiz çirkinliğimizden daha sefildi.
Kahvaltıma eşlik eden aynalarıma sorular yağdırdım amazon mevsimini örnekleyerek..
Titreyen bulutların inatçılığıyla boynuzlamaları birbirini.
Bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım yokluğunda karanlığın.
Beliren ayrımlar ve güneş biriktiren çocukların şekerlerini tattım bu sabah.
Yol üstünde seyyar bir saldırısına uğradım rüzgarın.
Bir kaç haber alıp yoluma devam ettim ,
Durağa...
Renkli hayallerin çizildiği sumakları izledim,
Kimiside boştu.
Gündüzü, kravatı sonuna kadar çeken bir bunalım ihya etti, 
Akşamı zor ettim.
Esrikliğin yudumlarını tüketirken sayfiyede
İskelenin yakıcı sonsuzluğuna hudut çizdiği yerde buldum kendimi
Birkaç nefes alıp verdim.
Ve kıldan ince iskelenin sonundaki kasaya yöneldim.
Hayat ile son alışverişim.

Ağı Toplayan Balıkçı

Ağı toplayan balıkçının habercisiyim.
Derin denizlerin buhranını getirdim bugün (şuan defterin üstüne sosis düştü)
Oksijensiz kalmış bir toplumun akıntısı.
Gold is dream!
Haberimin başlığı bugün , ben buldum.
Her balıkçı koca bir denizdir aslında.
Her deniz koca bir yürek.
Deniz'in derinleri kaplar tüm ağları.
Kan akışını engeller sıcak sulara.
Her ağ , bir düğüm kalp damarlarına
Yakıcı bir ekosistemin gölgesinde,
Hiç çekilmez hiyararşik çığlık isyanların ,
Damardan alışını getirdim haberimde.
Soluk borusuna şet koyan gözyaşları,
Bir skorskiyle düştü denizlere.
Batık yeni direnişler,
Batık bir tayyare.
50 yeni tür ,
50 yeni divane.
Ellerimle getirdim cesetleri yüzeye.

Zaman Kaybının Keyfi ( Bir Porno Yıldızına Ağıt)

(Gerçek bir hikayeden alıntı falan değildir.)
  Gazetede hergün yazılarını okuduğum , üzerine saatlerce düşünüp bulunduğu eve çıkmak için hep bir bahane aradığım ve apartmanın kapıcısı olduğum için bahane bulmakta zorlanmadığım yazar hanım Alexis Texas bugünde orada.
  Her sabah saat 11:37'de kapısın çalıp ekmeğini getiriyordum. Saatin bu kadar geç olmasının nedeni gece geç saatlere kadar yazıyor olmasıydı. Evinden sesler genelde bu saatlerde gelirdi. Tam olarak duyamasamda daktilonun ritimli gıcırtısı kulaklarıma huzur dağıtan noel babayı anımsatıyordu.
  Geçen gün yine görevi itinayla yerine getirmek üzere mermer kaplı merdivenleri çıkyordum ağır ağır . O gün perdeleri açtığımda güneşin bir farklı gülümseyişi ürperti verdi.Sanki umuttan çok dalgacı bir adamın umursamazlığı vardı.
  Bayan Alexis'in zili çalınmayı bekliyordu bende kırmadım. Kapıyı açtı ve biraz daha genişlediğini gösteren iç dünyasını soktu beni yazmaktan başka bişey yapmadığına emin olduğum o minik elleriyle.
  Bayan Texas bugün ki ekmekleriniz benden . Nedenini sorucak olursanız ; son yazını okudum ve bir şaheser olduğuna inanıyorum.Size aciz bedenimle nacizane bir bir jest yapmak istedim. Geceleri çok yoruluyorsunuz. dedim.
  Beni ciddi bulmamış olacak ki cevabını kelimelerler vermek yerine gülümseyip:
 - Olur mu canım öyle şey ! Tabii ki paranı alacaksın. Biz yazarak kazanıyorsak, sende yardım ederek kazanıyorsun, dedi.Hem sonra yazdıklarımızı okumak bile  parayla. Bu lafına içimden kıkırdayıp haklısınız dedim.Çünkü ona gelen kopyalardan birini hep kendime ayırdığımı hala öğrenememişti.Parayı uzattı, almadım.
 - Teşkkür ederim hanımefendi ben ciddiydim.
 - Bu yaptığınız küçük jesti önemsiyor ve görüyorum fakat beni kırmak istemiyorsan al bu parayı.
 - ...
 - Senin için benim içimi kırar mı , efendi ?
 - Hayır tabii ki . Nasıl olur ?
 - O halde benim içim seninkini yermeyecek kadar büyük, al hadi .
 - Yani , siz beni büyük bir iç dünyasına sahip olduğunuz içinmi yermiyorsunuz ? Ben yerilecek bir hareket mi yaptım?
  Telaşa kapıldı. Bazen , bir yazar kendi silahıyla vurulduğunda kalkanları kaldıracak vakti bulamaz.Oysa bizim çok zamanımız vardı. Yada ben öyle sanıyordum. Zamanın hızla akıp gidişini engel olan o ses sonunda duyuldu.
  - Hayatım kapıda daha ne kadar nöbet tutacaksın ?
  Yıkıldım. Kendimi aldatılmış hissetmenin platonik etkisi.(tam şuan sevgilim bana adam tek taraflı aşkın adını unutmuş dedi platonik diye hatırlatırken.)...
  Tüm hayallerimi alt üst etti. Beynimi yazılarının alt metinlerıyle doldurduğum kadın bir başkası için yazmış onca şeyi.
  Alışması zor oldu. Hatta  o tek cümle beynimde tekerrür edip durdu günler boyu, Unomunçonun. Adı buydu ve Alexis seslenirken duydum. Acaba gelişimi mi bekliyor diye soracak vakti bulamadım kendimde. Kalkanlarımı kaldıracak vaktim yokmuş. Ava gidip avlanmış gibi paramparça ruhum.
  Parayı alıp mermer merdivenleri ağır ağır indim.
Devrilsin tüm heykeller, 
Tüm narlar ikiye yarılsın tam  ortadan.
Usulca çağlar tüm nehirleri bugün.
Düğüne koşan sokak köpeğine zarf edin basitliğimi
3 koyun 5 koyun içine , kurban edip.
Ben emekledikçe motaların üzerinde anahtarım sol
Ben durdukça bulutlar üzerinde soluğum es.
Bilmem kaçıncı baskısın bir seri kitap bugün.
Yazılmışlardan sözetki yerini bulsun zaman.
Kan pompalar sönmüş kalbimin şamyelinden resmin
Bugün yaram derin
Daldığım o denizin
Gece kuşu seyrede tüm vahşet yüksekten
Denizde av gecedir.
Gece kılıçları verir. Denizler excalibur'un toprağı.
Çıkartan sabahı bulur.
Uyur gece kuşu.
Rahmetle anılmaz ki çamur.
Tüm sediman hatıradır geceden.
Vahşet diyor insan buna , Tanrıysa denge.
Satarken tüm varlığını insan, almıyor bir bilge.
Ve aynı bilge yine diyor ki;
Ben mi var ettim varlığını
Ben varlığı seçmem yokluk yerine.

Mevlanaca

Sırrı sır eden bilinmemesi değil,
Bilenidir.
Bileni , bildiğinin tebliğindeyse
Sır bir keşif haline geçer.
İmanın sırrı hız , 
Aşkın sırrı yanmaktır.
Aşkı aşk eden maşuk değil ,
Aşk adına yanandır.
Ben çok geri kafalı bir insanım evet, çünkü : 
Nasıl daha fazla para kazanırım yerine,
Neden daha fazla kazanmak zorundayım ? ;
Sorusunu sordum hep kendime.

Ben çok geri kafalı bir insanım, Çünkü :
Nasıl daha rahat olurum yerine ,
Neden daha özgür deilim?
Neden daha özgür olmak zorundayım ?
Neden özgürlük ? Yani bi hapsolmanın varoluşumudur , özgürlüğe sebep ?
Dedim hep !

Ben geri kafalı insanlardanım , Çünkü :
Demir kapının ardındaki sonu ,
Kilidi kırıp çalmak yerine , anahtarı bulmayı tercih ettim.
Sistemi çözen bir anahtarı kabul ettim  insancıl ( ve kelime anlamı bi o kadar hayvancıllaşmış bu yapıda) yapıları.
Oysa ileri kafalı insanlar zarar vermenin bir geri dönüş olduğuna kanaat getirdiler.

Ben kafamı geri uzatıp,
Aynı kafamın dikine 100 mt'yi
10 saniyede almayı seviyorum.
Fakat aynı ileri zekalı insanlar 
Bitiş çizgisini , ileri çekmeyi
Unutacak gibi görünmüyorlar.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Drama Köprüsünde İntihar

Siyah bir umut , kancalardan köprülerle bağlıyor beni kendime.
Adı konmuş bir toprak ağası olmuş yalan.
Diyardan diyara gezen dilencinin ahtıyla bozmuş kendine sessizliğini.
Bol keseden çığlık önüne geçer sakinliğin.
Kuyular kazar , karşı karşıya konumlanmış iki budanın tarifsiz benzerliğine.
Oyüzden saçma tiyatrosu gibi yorgunum bazen.
Bazende hareketsiz bir gondolun üzerinde beklerken buluyorum heyecanımı,
Godot gibi.
Bazen öyle dağılıyorum ki ;
Babil'in asma bahçelerinden topluyorum çaresizliğimi olgun meyve misali .
Beklentilerimi elimde tutabilmenin en alçak yolunu arıyorum.
Drama Köprüsünde bir intihar girişimi !
Dile kolay 40 küfürden sonra bana saldırmayı seçiyor tüm sakinliğim intihar yerine.
Aldırmıyorum.
Çünkü hiçbir kürtaj bana mahkum değil.
Doğacak onca sonuç varken yapılanların.
Suçsuzum köstebek , toprağını çalmadım.
Beni çalan toprağın.



9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bı trambolın var en alt katta.. 
Bi üst katta ise bi trambolin daha.
Etraf karanlık ve şimdilik sakin. 
Deniz seviyesindeyz belkide altında.
. Aslına bakarsanız hernekadar 
yağmur sesini duysakta bu hala genel bir sorun.
 İlk tramboline cıkıp bi kaç atlamadan snra
 2. Kattaki 2. Tramboline yetişiyorum. 
İlk trambolin keyifli heyecan verici ve 
bazen sessiz sakin... 
Şimdi asıl yapmam gereken 2. Tramboline sıçramak. 
Yada ben öyle sanıyorum. 
Neden mecbur olayımki, 
Herkez mecburmuydu?
 Kendime bi eğim verip,sözde deniz seviyesinin
 üstüne cikmamı sağlıycak 2. Tramboline atlıyorum.
 Yüksekliği gereksiz değil çünkü düşersem 
ölebilirim ama düşmeden bilemem. 
Yaşamaya devam etmek zorunda oldugum icın sıçrıyorum.
 3 trambolini arıyor şimdi gözlerim. 
Yeryüzü olduguna inanılan bi littoral zondayım
. Soruyorum kendime bunca sıçrayıs bunca yükseliş neden. 
Neden onca kez ezdi tabanlarım trambolinin kızgın yüzüne .
 Altta kalan yüzü yukardan güldüğü için mi? 
İlk trambolini özlüyorum.
 Olmasaydı bi trambolin daha 
yada belki unutsaydım son atlayışımı yada karsıma
 öyle bi trambolin çıksaki her 2 yüzüde gülse
 bende tutunsam ona dursam. 
Ne önemi varki yüksekliğin.
 İnsan yaşadıkça deniz seviyesindedır zaten
 sadece heran sevıye düşürme yetkisine sahiptir.
Kötülükçü masallar diyarının, 
ölü bedenlerine yapışmış, çürükçül ruhlar.. 
Hapsettiğiniz aşkım kurtulamaz asla hilekar
 boyunduruğunuzdan. 
Aşınır zaman , kenara vurduğundaki dalganın taşa yaptığı 
gibi kurtulsa bile.. 
Bir hataydı evvel zaman içinde ve bır hayat aşkı yoksun içinde.. 
Her biriniz birer gül parçasısınız ey insanlar. 
Kiminiz dal kiminiz diken. Kiminiz taç yapraksınız, bu yolda ipi çeken. 
Ne yazıkki gül birbütün.
 Olmasa bile ihtiyac, 
dikenide var gülün. 
Bi masal kahramanı taç yapraklar, 
damla damla nur dururken, anca diken ararlar.. 
Sonu varsada bu masal , sonuna gelmeden uykuya dalıyor insan.
 Uykusunda bi şise şarap ve biraz da göz yaşı sayıklıyor...

? Ne var bunda ?

Ne Yazıcaktım?
Sabahın kör aydınlığı,
Yazmak için daha kaygan yapıyor kalemleri
..Peki , biz neden hep taraf seçtik?
Gece ile gündüz kadar keskin olmasalar,
 Güneş varken ay olsalar ,
Şafak vakti oluşsalar bile.
Hafif bir aydınlık yada ağır bir kararsızlık gibi...
Çünkü ben hala nerelisin sorusunun cevabını ,
bir kerede veremiyorum.
Vatanım Fransız dili değil tabi,
Sorunum salt mücadelemin oluşu sanıyorum,
Herkes kadar.
Yazarları tanıyoruz,
felsefe ve sanath homojen görmek yerine , 
ince bir çizgiyle ayırıp lumpenlıkten uzaklaştıranları..
Tartışıyoruz çoğu zaman, gözlemliyoruz vesaire.
.Bense, yazarların gözlemlettikleri biyana etrafımdakileri ve 
bazen kendimi gözlemliyorum.
 Kendi üzerimde zor olsada..
Bunu aynada yapmıyorum.
Ne yaptığımın farkına vardığımda oluyor sadece.
Sade bir dil  ve samimiyetle bazen.
Bazen de elimi taşın altına koyup.
Ve mesela Kafka..
Bu adamda ne buluyorum dersem, tembellik etmiş olurum. 
Onda bulduğum en net yapıyı açıkça ifade etmek gerekirse:
"En güçlü yanıda, en zayıf yanıda duyguları."
Tıpkı benim gibi...
Yinede Franz Kafka'yı bütün olarak ele almak mümkün değil.
Hakkında yazılmış 15binden fazla kitap olmasina rağmen.
O yüzden tembel diyerek kendime haksızlıkta etmiyorum,bu konuda.
Fakat!Biz taraf tutuyorduk!
Jean Genet , Jean Paul Sartre'ın dostluğu kimilerini onlara,
kimilerini ise karşıtlıkları yüzünden Albert Camus'e çekiyordu.
 Her tartışmada eğilimin grafiği tarafsızlığın düşüşüne
 ters tavırla artıyordu.
Biri Kafkadan bahsetmeyegörsün:
En az Brecht kadar komünist bu adam , özgüveni olan ama 
yok sayılmış(yanlış anlamışlara) bir anarşist bu adam!
Diye bağırasım geliyordu.
Ama tembelliğim beni en çok düşünürken meşgul ediyordu.
Şuan olduğu gibi anlatmak istediğimin dışına çıkarıyordu.
Artık ne anlatıcağımıda unuttum...
Camus gibi not alacak olsam bileNeyi not alacaktım ?
Hatırlamıyorum!

1 Mayıs 2012 Salı

Bir insanın herşeyi olmayacakmışım aslında.
Zarar veriyormuş bu yaratılışta bir insana..

Cem'in sinema sever arkadaşı,
Ayşe'nin hovarda çatığı olucakmışım.
Hasan'a yoldaş , Mehmet'e  kardaş,
Sevene aş , köleye baş..
Birinin herşeyi değilde ,
herkesin birşeyi olucakmışım.
Ama biliyorum ki:
Cem'in herşeyi bir sinema sever,
Ayşe'nin ki bir hovarda,
Hasan'ın bir yoldaş,
Mehmet'inse kardaş..
Farkına varmadan köleye baş 
olmuşuz,
Sevdiğimize ise herşey diye bir kap aş...
Bir insanın herşeyi olmamalıymışsın aslında da ;
PEKİ YA HERKES YANILDIĞINDA?...

3 Nisan 2012 Salı

3 ADAM


Kadınlardan bahsetmemek olanaksız da .. 
Bahsetmek güven veriyor bazen insana..
Çaresizce gelebilir bazen,
bir tozlu masa etrafına oturmuş 
3 adamın yalnızlığını,
avutacak kadar çok içten
gülmesi bahsederken kadından..
Kadın kadındır oğlum!
''Ne güzel , nede çirkin!'', demesi belki.
Koşmadıkça kadın ,terlemedikçe peşinde,
hissetmez der seni...
Düşünürsün vay be arkadaş 
hatamıymış bir insanın sevmesi..?
Yok ! Der başa sararsın kaseti. 
Basit hayatın gerçekleri ; üzerine düşersen gider kadın..
Sonra güler 3 adam...
Son olarak 3. adam der ki:
Hisseder kadın , hisseder . 
Ama bu kadar çok koşarsan peşinden, anca kendini...
Siktir et der 2. , güler masadaki 3 adam. 
Kahkaha atar yüzlerce..
Gülen yüzlerle..
Kadınsızlığın verdiği öz güven budur işte.
Bahsetmek kadından, o olmaksızın.
3 adamda gururludur , yalnız kalana kadar.




Hayatın yanında, çırılçıplak ve masum...
Fakat monomanik bi hışımla dünyaya öldürür bi cenini.. 
Adı duyulmamış ovalara çıkartır anılardan alüvyonlar
iç sızıntılarımı.. 
Şimdi ben neredeyim , ne için düşünüyorum kahrolası satırların sonunu..
Her bekleyişte bir Godot misali gerçeküstücülük..
Beklemekten sıkıldım.
İnsanların bildiklerini sakladığını sandığım şeylerin bir hiç 
olduğunu örenmek için kendi içime giden 
yolun biletini beklemekten sıkıldım.....

İnsanlık namına vur!

Bugun insanlığa seslenmek istiyorum: 
Bir beni çekemediniz ya. 
Turşusunu kuracağınız anılar var artık , buyrun batırın çatalı. 
Tam kalbime.
Bir beni yediremediniz ya geniş ve modern hayatlarınıza
yakın hayal defterimi. 
Rüzgara bırakın küllerini. Hiç istemediniz beni ve mutlu olmamı 
ve böyle kalmamı benim gibi.
Elimden alın sevgimi alın arkadaşlığımı alın kalemimi.
 Ben sırtıma almaktan vazgecmedim yolluk die yoldaş die 
 özgürlügümü,
 benliğimi, samimiyetimi. 
Hoşçakal postunu seyre dalmaktan bedenini , ruhunu kaybetmş homosapiens..

1 Nisan 2012 Pazar

Her korkunun üzerine gitmeyin! Çünkü yürümek yorar, pes ettiimizin farkına varamayız bazen... Çünkü korkmamak gerek bazen.
En büyük korkularımızsa, sahip olduğumuz gerçekleri kaybetmekten yana kullanır hakkını.. Ve  başlar bi ilişki. Alışkanlıklara sürükler , düşüncelere yükümlü tutar. Kalp kırmamın en hüzünlü yoluysa , hüzünlenmemektir aslında. ARKADAŞLAŞTIRMAK gerekir sevgiyi, etkisinde kalmamak yaşanamayan hayatın,yaşanması gereken bi hayat varken.

30 Mart 2012 Cuma

Elimdeki biradan yada cebimdeki paradan tanımazsınız beni,çünkü hayatta daha önemli olduğuna inandığım şeylerin peşinden koştum hep ..Demişken.. Şey yani hayat demişken oda o kadar basit kurallara sahip kianladıkça yaşamaktan ne zaman vazgeçicem diye düşünmeye başladım..Her seferin ''Dünya 3 şeyin üzerine kurulmuş lan !'' , dedim kendime.PARA SEKS DİN , ve ben bunların üzerinde duruyorum ki zaten onlar ayaklar altında..Ne anlamı var yaşamanın.. Herkes yanılırsa birgün intihar isterim 'JEAN GENET' gibi..

Öncelikle siz okurlar yani buna bende dahil tüm duygu yüklü yaratıklar , hepinize merhaba ! 


Böyle bi blog açmak istedim çünkü facebook , twitter  vb. 
sosyal ağlar insanların birbirini etkilemek, beğeni almak,iletişime geçebilmek( ki bu çağımızın en aciz edici yarasıdır) adına paylaşımlarda bulunması üzücü, ve artık daha geniş ve özel yazılarımı kayda geçeceğim yer bu blogdur.

Hepinize saygılarımı sunar , okuduğunuz için teşekkür ederim..