ölü zabitlerin uhrevi yalnızlığı
gün ışığı
pamuklar üzerinde sessiz ve güneşin altında
insan
ağır ağır kutluyor yeni doğan kurbanları
koca ağaçsın çınar ama illa bir yaprak kurur sende
o benim o sensin
zabitlerin elinden kaçtı bugün yine biri
yeni bir kuru yaprak kurban edildi
ağır ağır sallandı yapraklar
sağır kulakları vardı dalların
su damlacıkları pamuklara düştü
güneşse kurutuverdi yaprakları...
18 Mayıs 2015 Pazartesi
6 Aralık 2014 Cumartesi
ölüm ve güneş
Ölümle biraz zaman geçirdim.
Her şey denize düşen ve alınmaya gerek duyulmayan bir telefon gibi geride kalmıştı.
Karanlık bir kuyudan sesleniyordu ölüm.
‘Fakat yeşillikler?’ diyordu, nerede?
Yüksek bir kayalıktan güneş gülümsedi ve dedi ki:
Kuyu yeşil ve onun karanlığı benim ve senin kırmızında.
Var olmayan olanın kölesini oynuyor bu oyunda.
Bir isme ihtiyacı var mezar taşının yoksa mezar taşı asla efendi olamazdı.
Ve bir anda ürktüm yeşilliklerden.
Denizin kokusu geliyordu kuyudan.
Ve telefonda ordaydı sanki.
Atmam gereken son bir mesaj daha olduğunu anımsadım.
Kuyuya atladım.
Düşüyorum ve kuyu içinde kuyular var.
Onlarında içinde iki yol.
Hangisini seçersem seçeyim, diğerine düşüyorum.
Bu yüzden artık seçmiyorum.
Seçimlerim deniz yüzeyinde kaldı ve bense kuyunun tuzlu sularında…
Sadece dibine kadar oksijen. Hala nefes alan bir mesaj içeriyorum.
Oysa gidecek yeri olmayan bir mesaj bu, gönderecek telefonu arayıp dursam da.
Her şey denize düşen ve alınmaya gerek duyulmayan bir telefon gibi geride kalmıştı.
Karanlık bir kuyudan sesleniyordu ölüm.
‘Fakat yeşillikler?’ diyordu, nerede?
Yüksek bir kayalıktan güneş gülümsedi ve dedi ki:
Kuyu yeşil ve onun karanlığı benim ve senin kırmızında.
Var olmayan olanın kölesini oynuyor bu oyunda.
Bir isme ihtiyacı var mezar taşının yoksa mezar taşı asla efendi olamazdı.
Ve bir anda ürktüm yeşilliklerden.
Denizin kokusu geliyordu kuyudan.
Ve telefonda ordaydı sanki.
Atmam gereken son bir mesaj daha olduğunu anımsadım.
Kuyuya atladım.
Düşüyorum ve kuyu içinde kuyular var.
Onlarında içinde iki yol.
Hangisini seçersem seçeyim, diğerine düşüyorum.
Bu yüzden artık seçmiyorum.
Seçimlerim deniz yüzeyinde kaldı ve bense kuyunun tuzlu sularında…
Sadece dibine kadar oksijen. Hala nefes alan bir mesaj içeriyorum.
Oysa gidecek yeri olmayan bir mesaj bu, gönderecek telefonu arayıp dursam da.
4 Kasım 2012 Pazar
Bir Esriğin Günlüğü
Alafranga tuvaletlerin dibindeki suda görmek bulanık yüzünü.
(Hani yüzün düşmüş derler ya)
Ve kanlı peçetelere silmek kayıp savaşları
Beyaz çarşaf kokan toprağı dualarla uğurlamak geçmişe
Nihayet hücum emri verilmiş hücreleri çekmek geri.
... Bu gecede sonuçsuzum...
Uzun zamandır aynı ıslak ellerimin yumuşattığı saman kağıdı yaralıyor kalemim.
Siyah damlalar dökülüyor masamın kenarından.
Tüm duvarlaım berlinde inşaa ediliş gibi.
Ne güneyi biliyorum , ne kuzeyde mutluyum.
Akşam kapıya çiçek sularken,
Okul dönüşü çocuklarını karşılayan anne gibi beklentilerim.
Kıyıya yaklaştıkça yükselen umutlarım tam yanıbaşımda kırılıp sönüveriyorlar.
Geceden kalma esrikliğim taze hala.
Kızarmış tenimdeki etil gibi sessiz ve çekingen.
Ağır ağır yaklaşan bir buhranı haber ediyor.
... Ayak izlerimi silmek için geri döndüm...
Varoluşumu başa sardım.
Yeni hayat filminin makarası gibi.
Okyanusların dibi kadar derin bir nefes,
Göğün sonu kadar yüksekbir umut var ufukta.
... Şimdi güneş batıyor , gecenin açlığına su döküyor gökyüzünün gözlerinden.
Göz göze gelmekten korkan herşey uykuya dalar gibi yapıp,
Kapaklarını indiriyor alınganlığının.
... Bi katil iş başında.
Cesedi bölük pörçük etti ve uzağa götürüyor.
Güneş her yeni gn gibi bu günüde katledip,
Yerini yakamozlara bırakıyor denizlerin ötesinde.
SEVGİLERLE...
(Hani yüzün düşmüş derler ya)
Ve kanlı peçetelere silmek kayıp savaşları
Beyaz çarşaf kokan toprağı dualarla uğurlamak geçmişe
Nihayet hücum emri verilmiş hücreleri çekmek geri.
... Bu gecede sonuçsuzum...
Uzun zamandır aynı ıslak ellerimin yumuşattığı saman kağıdı yaralıyor kalemim.
Siyah damlalar dökülüyor masamın kenarından.
Tüm duvarlaım berlinde inşaa ediliş gibi.
Ne güneyi biliyorum , ne kuzeyde mutluyum.
Akşam kapıya çiçek sularken,
Okul dönüşü çocuklarını karşılayan anne gibi beklentilerim.
Kıyıya yaklaştıkça yükselen umutlarım tam yanıbaşımda kırılıp sönüveriyorlar.
Geceden kalma esrikliğim taze hala.
Kızarmış tenimdeki etil gibi sessiz ve çekingen.
Ağır ağır yaklaşan bir buhranı haber ediyor.
... Ayak izlerimi silmek için geri döndüm...
Varoluşumu başa sardım.
Yeni hayat filminin makarası gibi.
Okyanusların dibi kadar derin bir nefes,
Göğün sonu kadar yüksekbir umut var ufukta.
... Şimdi güneş batıyor , gecenin açlığına su döküyor gökyüzünün gözlerinden.
Göz göze gelmekten korkan herşey uykuya dalar gibi yapıp,
Kapaklarını indiriyor alınganlığının.
... Bi katil iş başında.
Cesedi bölük pörçük etti ve uzağa götürüyor.
Güneş her yeni gn gibi bu günüde katledip,
Yerini yakamozlara bırakıyor denizlerin ötesinde.
SEVGİLERLE...
Esrik Şairin Ayak İzleri
Dilimi porsuklara yem ettim!
Ve bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım.
Kalemlerim çok şekerdiler çayımda.
Zeytin tanelerinden damlalar mürekkep,
Kızarmış bir ekmek okurların yüzüne kan getirdi.
Oysa güzelliğimiz çirkinliğimizden daha sefildi.
Kahvaltıma eşlik eden aynalarıma sorular yağdırdım amazon mevsimini örnekleyerek..
Titreyen bulutların inatçılığıyla boynuzlamaları birbirini.
Bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım yokluğunda karanlığın.
Beliren ayrımlar ve güneş biriktiren çocukların şekerlerini tattım bu sabah.
Yol üstünde seyyar bir saldırısına uğradım rüzgarın.
Bir kaç haber alıp yoluma devam ettim ,
Durağa...
Renkli hayallerin çizildiği sumakları izledim,
Kimiside boştu.
Gündüzü, kravatı sonuna kadar çeken bir bunalım ihya etti,
Akşamı zor ettim.
Esrikliğin yudumlarını tüketirken sayfiyede
İskelenin yakıcı sonsuzluğuna hudut çizdiği yerde buldum kendimi
Birkaç nefes alıp verdim.
Ve kıldan ince iskelenin sonundaki kasaya yöneldim.
Hayat ile son alışverişim.
Ve bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım.
Kalemlerim çok şekerdiler çayımda.
Zeytin tanelerinden damlalar mürekkep,
Kızarmış bir ekmek okurların yüzüne kan getirdi.
Oysa güzelliğimiz çirkinliğimizden daha sefildi.
Kahvaltıma eşlik eden aynalarıma sorular yağdırdım amazon mevsimini örnekleyerek..
Titreyen bulutların inatçılığıyla boynuzlamaları birbirini.
Bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım yokluğunda karanlığın.
Beliren ayrımlar ve güneş biriktiren çocukların şekerlerini tattım bu sabah.
Yol üstünde seyyar bir saldırısına uğradım rüzgarın.
Bir kaç haber alıp yoluma devam ettim ,
Durağa...
Renkli hayallerin çizildiği sumakları izledim,
Kimiside boştu.
Gündüzü, kravatı sonuna kadar çeken bir bunalım ihya etti,
Akşamı zor ettim.
Esrikliğin yudumlarını tüketirken sayfiyede
İskelenin yakıcı sonsuzluğuna hudut çizdiği yerde buldum kendimi
Birkaç nefes alıp verdim.
Ve kıldan ince iskelenin sonundaki kasaya yöneldim.
Hayat ile son alışverişim.
Ağı Toplayan Balıkçı
Ağı toplayan balıkçının habercisiyim.
Derin denizlerin buhranını getirdim bugün (şuan defterin üstüne sosis düştü)
Oksijensiz kalmış bir toplumun akıntısı.
Gold is dream!
Haberimin başlığı bugün , ben buldum.
Her balıkçı koca bir denizdir aslında.
Her deniz koca bir yürek.
Deniz'in derinleri kaplar tüm ağları.
Kan akışını engeller sıcak sulara.
Her ağ , bir düğüm kalp damarlarına
Yakıcı bir ekosistemin gölgesinde,
Hiç çekilmez hiyararşik çığlık isyanların ,
Damardan alışını getirdim haberimde.
Soluk borusuna şet koyan gözyaşları,
Bir skorskiyle düştü denizlere.
Batık yeni direnişler,
Batık bir tayyare.
50 yeni tür ,
50 yeni divane.
Ellerimle getirdim cesetleri yüzeye.
Derin denizlerin buhranını getirdim bugün (şuan defterin üstüne sosis düştü)
Oksijensiz kalmış bir toplumun akıntısı.
Gold is dream!
Haberimin başlığı bugün , ben buldum.
Her balıkçı koca bir denizdir aslında.
Her deniz koca bir yürek.
Deniz'in derinleri kaplar tüm ağları.
Kan akışını engeller sıcak sulara.
Her ağ , bir düğüm kalp damarlarına
Yakıcı bir ekosistemin gölgesinde,
Hiç çekilmez hiyararşik çığlık isyanların ,
Damardan alışını getirdim haberimde.
Soluk borusuna şet koyan gözyaşları,
Bir skorskiyle düştü denizlere.
Batık yeni direnişler,
Batık bir tayyare.
50 yeni tür ,
50 yeni divane.
Ellerimle getirdim cesetleri yüzeye.
Zaman Kaybının Keyfi ( Bir Porno Yıldızına Ağıt)
(Gerçek bir hikayeden alıntı falan değildir.)
Gazetede hergün yazılarını okuduğum , üzerine saatlerce düşünüp bulunduğu eve çıkmak için hep bir bahane aradığım ve apartmanın kapıcısı olduğum için bahane bulmakta zorlanmadığım yazar hanım Alexis Texas bugünde orada.
Her sabah saat 11:37'de kapısın çalıp ekmeğini getiriyordum. Saatin bu kadar geç olmasının nedeni gece geç saatlere kadar yazıyor olmasıydı. Evinden sesler genelde bu saatlerde gelirdi. Tam olarak duyamasamda daktilonun ritimli gıcırtısı kulaklarıma huzur dağıtan noel babayı anımsatıyordu.
Geçen gün yine görevi itinayla yerine getirmek üzere mermer kaplı merdivenleri çıkyordum ağır ağır . O gün perdeleri açtığımda güneşin bir farklı gülümseyişi ürperti verdi.Sanki umuttan çok dalgacı bir adamın umursamazlığı vardı.
Bayan Alexis'in zili çalınmayı bekliyordu bende kırmadım. Kapıyı açtı ve biraz daha genişlediğini gösteren iç dünyasını soktu beni yazmaktan başka bişey yapmadığına emin olduğum o minik elleriyle.
Bayan Texas bugün ki ekmekleriniz benden . Nedenini sorucak olursanız ; son yazını okudum ve bir şaheser olduğuna inanıyorum.Size aciz bedenimle nacizane bir bir jest yapmak istedim. Geceleri çok yoruluyorsunuz. dedim.
Beni ciddi bulmamış olacak ki cevabını kelimelerler vermek yerine gülümseyip:
- Olur mu canım öyle şey ! Tabii ki paranı alacaksın. Biz yazarak kazanıyorsak, sende yardım ederek kazanıyorsun, dedi.Hem sonra yazdıklarımızı okumak bile parayla. Bu lafına içimden kıkırdayıp haklısınız dedim.Çünkü ona gelen kopyalardan birini hep kendime ayırdığımı hala öğrenememişti.Parayı uzattı, almadım.
- Teşkkür ederim hanımefendi ben ciddiydim.
- Bu yaptığınız küçük jesti önemsiyor ve görüyorum fakat beni kırmak istemiyorsan al bu parayı.
- ...
- Senin için benim içimi kırar mı , efendi ?
- Hayır tabii ki . Nasıl olur ?
- O halde benim içim seninkini yermeyecek kadar büyük, al hadi .
- Yani , siz beni büyük bir iç dünyasına sahip olduğunuz içinmi yermiyorsunuz ? Ben yerilecek bir hareket mi yaptım?
Telaşa kapıldı. Bazen , bir yazar kendi silahıyla vurulduğunda kalkanları kaldıracak vakti bulamaz.Oysa bizim çok zamanımız vardı. Yada ben öyle sanıyordum. Zamanın hızla akıp gidişini engel olan o ses sonunda duyuldu.
- Hayatım kapıda daha ne kadar nöbet tutacaksın ?
Yıkıldım. Kendimi aldatılmış hissetmenin platonik etkisi.(tam şuan sevgilim bana adam tek taraflı aşkın adını unutmuş dedi platonik diye hatırlatırken.)...
Tüm hayallerimi alt üst etti. Beynimi yazılarının alt metinlerıyle doldurduğum kadın bir başkası için yazmış onca şeyi.
Alışması zor oldu. Hatta o tek cümle beynimde tekerrür edip durdu günler boyu, Unomunçonun. Adı buydu ve Alexis seslenirken duydum. Acaba gelişimi mi bekliyor diye soracak vakti bulamadım kendimde. Kalkanlarımı kaldıracak vaktim yokmuş. Ava gidip avlanmış gibi paramparça ruhum.
Parayı alıp mermer merdivenleri ağır ağır indim.
Gazetede hergün yazılarını okuduğum , üzerine saatlerce düşünüp bulunduğu eve çıkmak için hep bir bahane aradığım ve apartmanın kapıcısı olduğum için bahane bulmakta zorlanmadığım yazar hanım Alexis Texas bugünde orada.
Her sabah saat 11:37'de kapısın çalıp ekmeğini getiriyordum. Saatin bu kadar geç olmasının nedeni gece geç saatlere kadar yazıyor olmasıydı. Evinden sesler genelde bu saatlerde gelirdi. Tam olarak duyamasamda daktilonun ritimli gıcırtısı kulaklarıma huzur dağıtan noel babayı anımsatıyordu.
Geçen gün yine görevi itinayla yerine getirmek üzere mermer kaplı merdivenleri çıkyordum ağır ağır . O gün perdeleri açtığımda güneşin bir farklı gülümseyişi ürperti verdi.Sanki umuttan çok dalgacı bir adamın umursamazlığı vardı.
Bayan Alexis'in zili çalınmayı bekliyordu bende kırmadım. Kapıyı açtı ve biraz daha genişlediğini gösteren iç dünyasını soktu beni yazmaktan başka bişey yapmadığına emin olduğum o minik elleriyle.
Bayan Texas bugün ki ekmekleriniz benden . Nedenini sorucak olursanız ; son yazını okudum ve bir şaheser olduğuna inanıyorum.Size aciz bedenimle nacizane bir bir jest yapmak istedim. Geceleri çok yoruluyorsunuz. dedim.
Beni ciddi bulmamış olacak ki cevabını kelimelerler vermek yerine gülümseyip:
- Olur mu canım öyle şey ! Tabii ki paranı alacaksın. Biz yazarak kazanıyorsak, sende yardım ederek kazanıyorsun, dedi.Hem sonra yazdıklarımızı okumak bile parayla. Bu lafına içimden kıkırdayıp haklısınız dedim.Çünkü ona gelen kopyalardan birini hep kendime ayırdığımı hala öğrenememişti.Parayı uzattı, almadım.
- Teşkkür ederim hanımefendi ben ciddiydim.
- Bu yaptığınız küçük jesti önemsiyor ve görüyorum fakat beni kırmak istemiyorsan al bu parayı.
- ...
- Senin için benim içimi kırar mı , efendi ?
- Hayır tabii ki . Nasıl olur ?
- O halde benim içim seninkini yermeyecek kadar büyük, al hadi .
- Yani , siz beni büyük bir iç dünyasına sahip olduğunuz içinmi yermiyorsunuz ? Ben yerilecek bir hareket mi yaptım?
Telaşa kapıldı. Bazen , bir yazar kendi silahıyla vurulduğunda kalkanları kaldıracak vakti bulamaz.Oysa bizim çok zamanımız vardı. Yada ben öyle sanıyordum. Zamanın hızla akıp gidişini engel olan o ses sonunda duyuldu.
- Hayatım kapıda daha ne kadar nöbet tutacaksın ?
Yıkıldım. Kendimi aldatılmış hissetmenin platonik etkisi.(tam şuan sevgilim bana adam tek taraflı aşkın adını unutmuş dedi platonik diye hatırlatırken.)...
Tüm hayallerimi alt üst etti. Beynimi yazılarının alt metinlerıyle doldurduğum kadın bir başkası için yazmış onca şeyi.
Alışması zor oldu. Hatta o tek cümle beynimde tekerrür edip durdu günler boyu, Unomunçonun. Adı buydu ve Alexis seslenirken duydum. Acaba gelişimi mi bekliyor diye soracak vakti bulamadım kendimde. Kalkanlarımı kaldıracak vaktim yokmuş. Ava gidip avlanmış gibi paramparça ruhum.
Parayı alıp mermer merdivenleri ağır ağır indim.
Devrilsin tüm heykeller,
Tüm narlar ikiye yarılsın tam ortadan.
Usulca çağlar tüm nehirleri bugün.
Düğüne koşan sokak köpeğine zarf edin basitliğimi
3 koyun 5 koyun içine , kurban edip.
Ben emekledikçe motaların üzerinde anahtarım sol
Ben durdukça bulutlar üzerinde soluğum es.
Bilmem kaçıncı baskısın bir seri kitap bugün.
Yazılmışlardan sözetki yerini bulsun zaman.
Kan pompalar sönmüş kalbimin şamyelinden resmin
Bugün yaram derin
Daldığım o denizin
Gece kuşu seyrede tüm vahşet yüksekten
Denizde av gecedir.
Gece kılıçları verir. Denizler excalibur'un toprağı.
Çıkartan sabahı bulur.
Uyur gece kuşu.
Rahmetle anılmaz ki çamur.
Tüm sediman hatıradır geceden.
Vahşet diyor insan buna , Tanrıysa denge.
Satarken tüm varlığını insan, almıyor bir bilge.
Ve aynı bilge yine diyor ki;
Ben mi var ettim varlığını
Ben varlığı seçmem yokluk yerine.
Tüm narlar ikiye yarılsın tam ortadan.
Usulca çağlar tüm nehirleri bugün.
Düğüne koşan sokak köpeğine zarf edin basitliğimi
3 koyun 5 koyun içine , kurban edip.
Ben emekledikçe motaların üzerinde anahtarım sol
Ben durdukça bulutlar üzerinde soluğum es.
Bilmem kaçıncı baskısın bir seri kitap bugün.
Yazılmışlardan sözetki yerini bulsun zaman.
Kan pompalar sönmüş kalbimin şamyelinden resmin
Bugün yaram derin
Daldığım o denizin
Gece kuşu seyrede tüm vahşet yüksekten
Denizde av gecedir.
Gece kılıçları verir. Denizler excalibur'un toprağı.
Çıkartan sabahı bulur.
Uyur gece kuşu.
Rahmetle anılmaz ki çamur.
Tüm sediman hatıradır geceden.
Vahşet diyor insan buna , Tanrıysa denge.
Satarken tüm varlığını insan, almıyor bir bilge.
Ve aynı bilge yine diyor ki;
Ben mi var ettim varlığını
Ben varlığı seçmem yokluk yerine.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)