30 Mayıs 2012 Çarşamba

Drama Köprüsünde İntihar

Siyah bir umut , kancalardan köprülerle bağlıyor beni kendime.
Adı konmuş bir toprak ağası olmuş yalan.
Diyardan diyara gezen dilencinin ahtıyla bozmuş kendine sessizliğini.
Bol keseden çığlık önüne geçer sakinliğin.
Kuyular kazar , karşı karşıya konumlanmış iki budanın tarifsiz benzerliğine.
Oyüzden saçma tiyatrosu gibi yorgunum bazen.
Bazende hareketsiz bir gondolun üzerinde beklerken buluyorum heyecanımı,
Godot gibi.
Bazen öyle dağılıyorum ki ;
Babil'in asma bahçelerinden topluyorum çaresizliğimi olgun meyve misali .
Beklentilerimi elimde tutabilmenin en alçak yolunu arıyorum.
Drama Köprüsünde bir intihar girişimi !
Dile kolay 40 küfürden sonra bana saldırmayı seçiyor tüm sakinliğim intihar yerine.
Aldırmıyorum.
Çünkü hiçbir kürtaj bana mahkum değil.
Doğacak onca sonuç varken yapılanların.
Suçsuzum köstebek , toprağını çalmadım.
Beni çalan toprağın.



9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bı trambolın var en alt katta.. 
Bi üst katta ise bi trambolin daha.
Etraf karanlık ve şimdilik sakin. 
Deniz seviyesindeyz belkide altında.
. Aslına bakarsanız hernekadar 
yağmur sesini duysakta bu hala genel bir sorun.
 İlk tramboline cıkıp bi kaç atlamadan snra
 2. Kattaki 2. Tramboline yetişiyorum. 
İlk trambolin keyifli heyecan verici ve 
bazen sessiz sakin... 
Şimdi asıl yapmam gereken 2. Tramboline sıçramak. 
Yada ben öyle sanıyorum. 
Neden mecbur olayımki, 
Herkez mecburmuydu?
 Kendime bi eğim verip,sözde deniz seviyesinin
 üstüne cikmamı sağlıycak 2. Tramboline atlıyorum.
 Yüksekliği gereksiz değil çünkü düşersem 
ölebilirim ama düşmeden bilemem. 
Yaşamaya devam etmek zorunda oldugum icın sıçrıyorum.
 3 trambolini arıyor şimdi gözlerim. 
Yeryüzü olduguna inanılan bi littoral zondayım
. Soruyorum kendime bunca sıçrayıs bunca yükseliş neden. 
Neden onca kez ezdi tabanlarım trambolinin kızgın yüzüne .
 Altta kalan yüzü yukardan güldüğü için mi? 
İlk trambolini özlüyorum.
 Olmasaydı bi trambolin daha 
yada belki unutsaydım son atlayışımı yada karsıma
 öyle bi trambolin çıksaki her 2 yüzüde gülse
 bende tutunsam ona dursam. 
Ne önemi varki yüksekliğin.
 İnsan yaşadıkça deniz seviyesindedır zaten
 sadece heran sevıye düşürme yetkisine sahiptir.
Kötülükçü masallar diyarının, 
ölü bedenlerine yapışmış, çürükçül ruhlar.. 
Hapsettiğiniz aşkım kurtulamaz asla hilekar
 boyunduruğunuzdan. 
Aşınır zaman , kenara vurduğundaki dalganın taşa yaptığı 
gibi kurtulsa bile.. 
Bir hataydı evvel zaman içinde ve bır hayat aşkı yoksun içinde.. 
Her biriniz birer gül parçasısınız ey insanlar. 
Kiminiz dal kiminiz diken. Kiminiz taç yapraksınız, bu yolda ipi çeken. 
Ne yazıkki gül birbütün.
 Olmasa bile ihtiyac, 
dikenide var gülün. 
Bi masal kahramanı taç yapraklar, 
damla damla nur dururken, anca diken ararlar.. 
Sonu varsada bu masal , sonuna gelmeden uykuya dalıyor insan.
 Uykusunda bi şise şarap ve biraz da göz yaşı sayıklıyor...

? Ne var bunda ?

Ne Yazıcaktım?
Sabahın kör aydınlığı,
Yazmak için daha kaygan yapıyor kalemleri
..Peki , biz neden hep taraf seçtik?
Gece ile gündüz kadar keskin olmasalar,
 Güneş varken ay olsalar ,
Şafak vakti oluşsalar bile.
Hafif bir aydınlık yada ağır bir kararsızlık gibi...
Çünkü ben hala nerelisin sorusunun cevabını ,
bir kerede veremiyorum.
Vatanım Fransız dili değil tabi,
Sorunum salt mücadelemin oluşu sanıyorum,
Herkes kadar.
Yazarları tanıyoruz,
felsefe ve sanath homojen görmek yerine , 
ince bir çizgiyle ayırıp lumpenlıkten uzaklaştıranları..
Tartışıyoruz çoğu zaman, gözlemliyoruz vesaire.
.Bense, yazarların gözlemlettikleri biyana etrafımdakileri ve 
bazen kendimi gözlemliyorum.
 Kendi üzerimde zor olsada..
Bunu aynada yapmıyorum.
Ne yaptığımın farkına vardığımda oluyor sadece.
Sade bir dil  ve samimiyetle bazen.
Bazen de elimi taşın altına koyup.
Ve mesela Kafka..
Bu adamda ne buluyorum dersem, tembellik etmiş olurum. 
Onda bulduğum en net yapıyı açıkça ifade etmek gerekirse:
"En güçlü yanıda, en zayıf yanıda duyguları."
Tıpkı benim gibi...
Yinede Franz Kafka'yı bütün olarak ele almak mümkün değil.
Hakkında yazılmış 15binden fazla kitap olmasina rağmen.
O yüzden tembel diyerek kendime haksızlıkta etmiyorum,bu konuda.
Fakat!Biz taraf tutuyorduk!
Jean Genet , Jean Paul Sartre'ın dostluğu kimilerini onlara,
kimilerini ise karşıtlıkları yüzünden Albert Camus'e çekiyordu.
 Her tartışmada eğilimin grafiği tarafsızlığın düşüşüne
 ters tavırla artıyordu.
Biri Kafkadan bahsetmeyegörsün:
En az Brecht kadar komünist bu adam , özgüveni olan ama 
yok sayılmış(yanlış anlamışlara) bir anarşist bu adam!
Diye bağırasım geliyordu.
Ama tembelliğim beni en çok düşünürken meşgul ediyordu.
Şuan olduğu gibi anlatmak istediğimin dışına çıkarıyordu.
Artık ne anlatıcağımıda unuttum...
Camus gibi not alacak olsam bileNeyi not alacaktım ?
Hatırlamıyorum!

1 Mayıs 2012 Salı

Bir insanın herşeyi olmayacakmışım aslında.
Zarar veriyormuş bu yaratılışta bir insana..

Cem'in sinema sever arkadaşı,
Ayşe'nin hovarda çatığı olucakmışım.
Hasan'a yoldaş , Mehmet'e  kardaş,
Sevene aş , köleye baş..
Birinin herşeyi değilde ,
herkesin birşeyi olucakmışım.
Ama biliyorum ki:
Cem'in herşeyi bir sinema sever,
Ayşe'nin ki bir hovarda,
Hasan'ın bir yoldaş,
Mehmet'inse kardaş..
Farkına varmadan köleye baş 
olmuşuz,
Sevdiğimize ise herşey diye bir kap aş...
Bir insanın herşeyi olmamalıymışsın aslında da ;
PEKİ YA HERKES YANILDIĞINDA?...

3 Nisan 2012 Salı

3 ADAM


Kadınlardan bahsetmemek olanaksız da .. 
Bahsetmek güven veriyor bazen insana..
Çaresizce gelebilir bazen,
bir tozlu masa etrafına oturmuş 
3 adamın yalnızlığını,
avutacak kadar çok içten
gülmesi bahsederken kadından..
Kadın kadındır oğlum!
''Ne güzel , nede çirkin!'', demesi belki.
Koşmadıkça kadın ,terlemedikçe peşinde,
hissetmez der seni...
Düşünürsün vay be arkadaş 
hatamıymış bir insanın sevmesi..?
Yok ! Der başa sararsın kaseti. 
Basit hayatın gerçekleri ; üzerine düşersen gider kadın..
Sonra güler 3 adam...
Son olarak 3. adam der ki:
Hisseder kadın , hisseder . 
Ama bu kadar çok koşarsan peşinden, anca kendini...
Siktir et der 2. , güler masadaki 3 adam. 
Kahkaha atar yüzlerce..
Gülen yüzlerle..
Kadınsızlığın verdiği öz güven budur işte.
Bahsetmek kadından, o olmaksızın.
3 adamda gururludur , yalnız kalana kadar.




Hayatın yanında, çırılçıplak ve masum...
Fakat monomanik bi hışımla dünyaya öldürür bi cenini.. 
Adı duyulmamış ovalara çıkartır anılardan alüvyonlar
iç sızıntılarımı.. 
Şimdi ben neredeyim , ne için düşünüyorum kahrolası satırların sonunu..
Her bekleyişte bir Godot misali gerçeküstücülük..
Beklemekten sıkıldım.
İnsanların bildiklerini sakladığını sandığım şeylerin bir hiç 
olduğunu örenmek için kendi içime giden 
yolun biletini beklemekten sıkıldım.....