1 Mart 2018 Perşembe

Ben var, o da var!

Şuan bilgisayarda enstrümantal caz frekansından "another world" çalıyor. Ve ben öldükten sonra biri bir yazdığımı okursa diye düşündüğümde ilk aklıma geleni yazmak istedim. Bu cümleleri yazmadan önce saurida lessepsianus(lokum balığı) hakkında bir makale okuyordum. Süveyş Kanalından girip buraya gelmelerinin yaklaşık 150 sene sürdüğü fakat insan için uzun olan bu sürecin hayvanlar aleminin çevresel ve biyolojik değişimleri için çok ufak bir dönem olduğu yazıyordu.

Aklıma ikinci gelen şeyse bir Ömer Hayyam rubaisi oldu dünyaya oldukça güzel şeyler bırakan bir başka sanatçımız olan Fazıl Say'ın da eserinde Serenad Bağcan'ın sesinden dinlediğimiz gibi:

Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.

İlk aklıma gelen şeye geri dönecek olursam, şimdiki bir çok çalışmanın ardında, geçmişte ölümden sonrasıyla ilgili görünmeyen fakat belki de farkına bile varmadan kendinin olmayan bir geleceğe yatırıp yapan bilim insanlarının ve sanatçıların payı var. 

Bu geleceğin pragmatiği, zamanın faydacılığı, büyüdükçe artan hırsı insanlığa bir açıdan zarar vermeden hatta destek olarak sürüp gidiyor. Biz insanlar ise ya seyirci kalıyoruz ya da nehre atlıyoruz. Suyun akışına kendimizi kaptırıveriyoruz.

Üstadın dediği gibi "Bir nehirde , aynı suda iki defa yıkanmaz." Mızmızlanmak zamanı değil. Bencillikse mutsuzluk getiriyor. Ben varım, yaşam var. Ben düşündükçe kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar, sabahlar ve akşamlar, sevinçler ve tasalar var. Bu yüzden ben var iken gelecek var. Bu yüzden ben ve sen geleceğin mimarıyız. 

1 Kasım 2016 Salı

Giderek Artan Mutluluk

Nereye varır ? Nerede son bulur ki bu yol ? Ne için ben üzgünüm sorusuna gelene kadar sürecek bu sorular ne için var ?
İnsan neden - hayır - demekten böylesine aciz ?
En dar yollardan geçerken bile neden biteceğini bilmek ve bilmemek arası bu kadar uzun mesafe ? Yolun bitmesi yeterli mi yani üzülmemesi için.
Ya da her halükarda üzülür mü insan?
Ben bugün gidiyorum.. Ve en üzücüsü arkamda mutluluklar bırakacak olmak ..
Ben gittikten sonra da devam eden mutluluklar.
Benden ayrı devam edecek olması kahrediyor beni. Hepsi kahrolun istiyorum gitmeme.
Ama böyle olmuyor hiçbir şey.. Herkes gülmeye devam ediyor. Lanetim sürüp gitsin mi istiyorum peki ?
Ağlasın mı sonsuza kadar..
Sonsuza kadar benimle mutlu kalacak birini bulsam bile sonsuzun sonu gelir ve vakti geldiğinde oda mutlu olurdu..
Demek ki mutluluk kaçınılmaz..
Öyleyse ben de sonsuzluğun sonuna kadar hemen gelmeli ve gitmeliyim mutlu olmak için...

27 Ocak 2016 Çarşamba

anladımki kendi hatalarımla yüzleşmekten korkmuyorum. evrenin kendi seçimleriyle yüzleşiyorum. acı çekiyor insan. evreni bu hale getirdiği seçimlerinden dolayı. tek başına değil insan evrende. tek bir çizgi üzerinde devam eden serüven hepimize ait. ve suskun değil hiçbiri yol konuşuyor yerimize sadece. yol sözcümüz. biz kendi secimlerimizi aynı çatı altında topluyoruz. oysa sonuçları hepimizi teker teker sarsıyor. yerde yatanları... hepsini teker teker..
bugun sons of anarchy'i bitidiğim gün. bu dizi ile bir bag kurdum. yere yatanlarla. yere yattığım günle.. o gune giden yolda yürürken , sesimi nasıl çıkartmam gerektiğiyle.. ayakta durmak .. sevdiklerimle birlikte ..bişeyler yapmak bu yol adına.. ne kadar karanlığın önüne geçer aydınlık bilmiyorum.. ama siyataki beyazmı beyazdaki siyahmı demek çözmüyor.. sadece yol ve şimdilik yere yatanların üstünden gecmek ve daha sonra yere yatmak... zamanı geldiğinde..

kurt sutter'a asla farkında olmıycağı bir selam bugunluk burdan...

26 Ocak 2016 Salı

Bilmek kolay iş artık herkes bir bilene rastlayabiliyor.. Ve ancak o an, yani; bildiklerini satmaya çalışırken kategorileştiriyorlar artık insanları..  Demek istediğim sanatçı dediğin ya da ne biliyim spor yorumcusu ya da şu yanındaki çok okuyan arkadaşın; ne dediğini umursuyor musun? Her söyledikleri bir yerden tanıdık geliyor kulağına değil mi ? Yani diyorum ki kardeşim, akıllısın sen de. Ama mesele değil ki akıllı olmak! Kendi aklını başına topluyor karşındakini anlıyorsun önce şöyle bir. Daha sonra sessizce düşüncelere dalıyorsun karşında -kaç kişi var acaba bunun söylediklerini söyleyen, duyduğum.- konuşurken bu adam sen hep düşüncelerdesin kardeşim. Yaramıyor sana! Aslında seninle aynı şeyleri düşünüyor olabilirler. Sadece farklı zamanlarda sanırım çünkü gözlerinden anlıyorsun anlatmak istiyor bildiklerini. Aslında seninde bildiklerini.. Hatta herkesin bildiği ve bilebileceği şeyleri..

Ben kızmıyorum hiçbirine sen de kızma. Hem öfkeyi bilirsin sen de. Onlar da bilirler ama pek takmaz bazıları. Çakal olanları vardır hatta hepimiz öyleyiz ya bir miktar - ha bunu da karıştırma akıllı olmakla- yeter nefret etmek için senden bana bende sana. Ama ben nefret etmeyeceğim kardeşim senden. Ben genele düşmedim daha. Genel derken ne dediğimi biliyorsun kardeşim. Oyuna gerek yok biz farklıyız ya hani bu bahsettiğin detaylardan dolayı.. Yazının başındakileri unut tabi canım. Bildiklerimiz .... Haklısın unutmadın tabii ki. Peki bizi ayıran ne genelden.. Seninle benim okuduklarımızı okuyan diğerlerinden.. İnsan sakinleşiyor değil mi? Elden başka bir şey gelmediğinden? Bir söz vardı: 'Erkek sadece kendi dertlerini değil çevresindekilerinin de dertlerini kaile aldığında erkektir.' .Bu söz biraz maskülen biz buradaki erkeği, insan ve çevresindekilerini de diğer canlı yaşam olarak değiştirdiğimiz de bir nebze bir şeyleri yerine oturtmuş olabiliriz..

Bu yazı burada bitmedi kardeşim çok fazla yarıda kalmış an bıraktı bende... Bilmek kola.... kategorileşm.... Demek isted..... Yani diyorum ki akıllısı.... Her birinde binlerce an vardı kardeşim. O anlar da farklı anlamlar vardı.

Ama sen zaten biliyorsun ya.. Nasıl pazarlasam kendimi ? Şimdi biraz ona kafa yormam gerekecek.

Hoşçakal....

14 Ocak 2016 Perşembe

bu narsist doğuma hazırmısın beybi dediklerini duymadım... duysaydımda ne olduğunu anlamıycaktım...

SAYIN D.Ö.İ.

SAYIN
Dışarıdaki Öfkeli İnsanlar ; 

Diğer öfkeli insanları misillemekle meşgulken mükemmel dengeyi sağlamış öfkeli insanlar.. Bu sıradanlaşmaya mahkum öfke duygusunu yutmayı öğrendikçe sıradanlaşan öfkeli, dışarıdaki insanlar. Hayvansal ihtiyaçlarını karşılamak için saygı gösterilen olabilmiş; duyguların anlık yaşandığı dünyanın geri kalanında kar amacı güden kapital işletmelere köprü yapan dışarıdaki öfkeli insanlar.. Sorumluluk sahibi öfkeli sanatçılar, sorumluluk sahibi patron ve işçiler... 

Ben 25 yaşında yolun amına koydum ki öfke saçan güneş ışığı her sabah mutluluğu getirdiğinde birilerine, diğer birileri gecenin ayazında mutlulukla getirdi öfkelileri....

Ve kahrını çektiğimiz mutluluklarımız yarım kaldı hep ki kahır çekmek gerekmişti görmek için bugünleri. Her ne kadar mutluysak ta şimdi hep bir öfke sıyırırdı dibimizi belli belirsiz.
Dışarıdaki öfkeli insanlardı bunun nedeni.

Bu öfke öyle kanını dondururdu ki insanın o yüzden geceler soğuktu ve bir yandan sabahın aydınlığı gözlerini alırken sıcacık yatak ve eriyen mumlar, diğer yandan aydınlık gözlerini alırdı geceden kalan öfkeli yalnızlığın...

Silah sesleri çekiç sesleriyle yer değiştirir sabaha karşı. Kaç öfkeli intihar etti birilerini vurdu bu gece bilinmez.. Ama yarın sabah kaç çekiç sesi duyacak bilir demir döven bir öfkeli... Bu yüzdendir öfkeli bir satıcıya parasını uzatırken hep tedirgindir. Surat gülüyorsa da kazık yiyordur o an. Hak ettiğinden fazlasını vermek zorundayken kızgındır. Ve aynı satıcı pazarlık yapmak zorunda kaldığı için öfkeli.

Diğer öfkeli insanlar; Benimle aynı boyda ama yaşça büyük. Kapitalin kıldan ince kılıçları onlarında saçlarını kopartmış diplerinden.. Ve ağartmış saçlarını öyle dik dik bakışları güneşin.. Yıllarca tek masanın hakimi olmuş soylu yüce divan başkanı bugün önüne koyulan parşömenlere öfkeli. Çünkü başka krallıkların beyazla bezeli bayrakları öfkeyle kana bulandılar.. Ama o hep oradaydı. Hiç terketmedi masasını. Çıtı çıkmadı gözünün önünde yok olup giden sakinliğe, iyice derine gömebilmişti çünkü öfkesini ve olması gerektiği gibi dengedeydi her şey.. Sıradan bir öfke kalmıştı sadece çünkü tattırevallinin hep aynı yanındaydı.. Hep o açıdan gördü güneşi ve direk yüzüne çarptı güneş ki bundandır yüzünün kızarmışlığı, kızgınlığından değil o orospu parşömenlere... Zaten sesini çıkartsa da ne olacaktı ki? Beyaz bayrak kalmamıştı ortalıklarda.. LGBT gibi şeylerde var hem artık, renkli renkli bayraklar. Ayrıca internet bir sürü şeylerle dolu. Zaman dolduracak onca şey varken neden son bayrak, benim bayrağım... Bağırsam, yazsam, oynasam yok olmayacak mı dakikalar içinde..  şu bilgisayar denen canavarın dişleri klavyenin tuşlarından başlayıp fareye kadar sarkmıyor mu kablolardan damarlarla... Anı unutturan tefekkür öfkeli başkalarının hayvani saygı görme istemi ve nefret ve nefretle doğan sevgi... Yani şu; iyi dedin birader.. bu çocuk bir dahi ve hepiniz bunu görün hatta durun beni görün ... şurasına şu aptal kelimeyi de iliştirdim mi orijinal.. Ya da çok zekidir kimisi . Yutma kardeşim , senden kaç tane varsa o kadarı öfkeli çünkü sana karşı, savaş dünyayı daha güzel bi yer yapmak için.. Ama yok oluyorsun sessizce gömdüğün öfkenle. kendini bir uçakta ölürken bulursun bazen tehlikeli olduğun için.. Geliştirebileceğin şeyleri düzeltebileceğin şeyleri diğer öfkeli insanlardan sakladığın için.. Bugün çıkıp biri çok konuştun sıkıysa yap dediğinde yaptığını gördükleri için.. SIKIYSA.. Bu kelime defol burdan bu benim tatminim bu güneş benim beyazımı kana buladı öfkeliyim ben'in yansıması... Anlatmak, çözmek ve dilim dilim etmek tüm sanatçıların gerçek yüzünü... Yaşamak için yazmak yazıya hainlik.. Yazmak için yaşamak yaşama hainlik.. Okusunlar diye yazmak öfkenin başlangıcı.. Hayvansal içgüdünün ortaya çıkışı.. Anlasınlar değişsinler.. Benide değiştirsinler tüm bayraklar renk renk olsun beyazda değil ... Ama öfkenin rengi vardır... yaşamın rengi vardır... çare yok buna...  sessiz beyaz bayraktan selamlar...


18 Mayıs 2015 Pazartesi

ölü zabitlerin uhrevi yalnızlığı
gün ışığı
pamuklar üzerinde sessiz ve güneşin altında
insan
ağır ağır kutluyor yeni doğan kurbanları
koca ağaçsın çınar ama illa bir yaprak kurur sende
o benim o sensin
zabitlerin elinden kaçtı bugün yine biri
yeni bir kuru yaprak kurban edildi
ağır ağır sallandı yapraklar
sağır kulakları vardı dalların
su damlacıkları pamuklara düştü
güneşse kurutuverdi yaprakları...

6 Aralık 2014 Cumartesi

ölüm ve güneş

Ölümle biraz zaman geçirdim.
Her şey denize düşen ve alınmaya gerek duyulmayan bir telefon gibi geride kalmıştı.
Karanlık bir kuyudan sesleniyordu ölüm.
‘Fakat yeşillikler?’ diyordu, nerede?
Yüksek bir kayalıktan güneş gülümsedi ve dedi ki:
Kuyu yeşil ve onun karanlığı benim ve senin kırmızında.
Var olmayan olanın kölesini oynuyor bu oyunda.
Bir isme ihtiyacı var mezar taşının yoksa mezar taşı asla efendi olamazdı.
Ve bir anda ürktüm yeşilliklerden.
Denizin kokusu geliyordu kuyudan.
Ve telefonda ordaydı sanki.
Atmam gereken son bir mesaj daha olduğunu anımsadım.
Kuyuya atladım.
Düşüyorum ve kuyu içinde kuyular var.
Onlarında içinde iki yol.
Hangisini seçersem seçeyim, diğerine düşüyorum.
Bu yüzden artık seçmiyorum.
Seçimlerim deniz yüzeyinde kaldı ve bense kuyunun tuzlu sularında…
Sadece dibine kadar oksijen. Hala nefes alan bir mesaj içeriyorum.
Oysa gidecek yeri olmayan bir mesaj bu, gönderecek telefonu arayıp dursam da.

4 Kasım 2012 Pazar

Bir Esriğin Günlüğü

Alafranga tuvaletlerin dibindeki suda görmek bulanık yüzünü.
(Hani yüzün düşmüş derler ya)
Ve kanlı peçetelere silmek kayıp savaşları
Beyaz çarşaf kokan toprağı dualarla uğurlamak geçmişe
Nihayet hücum emri verilmiş hücreleri çekmek geri.
... Bu gecede sonuçsuzum...
Uzun zamandır aynı ıslak ellerimin yumuşattığı saman kağıdı yaralıyor kalemim.
Siyah damlalar dökülüyor masamın kenarından.
Tüm duvarlaım berlinde inşaa ediliş gibi.
Ne güneyi biliyorum , ne kuzeyde mutluyum.
Akşam kapıya çiçek sularken,
Okul dönüşü çocuklarını karşılayan anne gibi beklentilerim.
Kıyıya yaklaştıkça yükselen umutlarım tam yanıbaşımda kırılıp sönüveriyorlar.
Geceden kalma esrikliğim taze hala.
Kızarmış tenimdeki etil gibi sessiz ve çekingen.
Ağır ağır yaklaşan bir buhranı haber ediyor.
... Ayak izlerimi silmek için geri döndüm...
Varoluşumu başa sardım.
Yeni hayat filminin makarası gibi.
Okyanusların dibi kadar derin bir nefes,
Göğün sonu kadar yüksekbir umut var ufukta.
... Şimdi güneş batıyor , gecenin açlığına su döküyor gökyüzünün gözlerinden.
Göz göze gelmekten korkan herşey uykuya dalar gibi yapıp,
Kapaklarını indiriyor alınganlığının.
... Bi katil iş başında.
Cesedi bölük pörçük etti ve uzağa götürüyor.
Güneş her yeni gn gibi bu günüde katledip,
Yerini yakamozlara bırakıyor denizlerin ötesinde.
SEVGİLERLE...


Esrik Şairin Ayak İzleri

Dilimi porsuklara yem ettim!
Ve bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım.
Kalemlerim çok şekerdiler çayımda.
Zeytin tanelerinden damlalar mürekkep,
Kızarmış bir ekmek okurların yüzüne kan getirdi.
Oysa güzelliğimiz çirkinliğimizden daha sefildi.
Kahvaltıma eşlik eden aynalarıma sorular yağdırdım amazon mevsimini örnekleyerek..
Titreyen bulutların inatçılığıyla boynuzlamaları birbirini.
Bu sabah güzel bir kahvaltı yaptım yokluğunda karanlığın.
Beliren ayrımlar ve güneş biriktiren çocukların şekerlerini tattım bu sabah.
Yol üstünde seyyar bir saldırısına uğradım rüzgarın.
Bir kaç haber alıp yoluma devam ettim ,
Durağa...
Renkli hayallerin çizildiği sumakları izledim,
Kimiside boştu.
Gündüzü, kravatı sonuna kadar çeken bir bunalım ihya etti, 
Akşamı zor ettim.
Esrikliğin yudumlarını tüketirken sayfiyede
İskelenin yakıcı sonsuzluğuna hudut çizdiği yerde buldum kendimi
Birkaç nefes alıp verdim.
Ve kıldan ince iskelenin sonundaki kasaya yöneldim.
Hayat ile son alışverişim.

Ağı Toplayan Balıkçı

Ağı toplayan balıkçının habercisiyim.
Derin denizlerin buhranını getirdim bugün (şuan defterin üstüne sosis düştü)
Oksijensiz kalmış bir toplumun akıntısı.
Gold is dream!
Haberimin başlığı bugün , ben buldum.
Her balıkçı koca bir denizdir aslında.
Her deniz koca bir yürek.
Deniz'in derinleri kaplar tüm ağları.
Kan akışını engeller sıcak sulara.
Her ağ , bir düğüm kalp damarlarına
Yakıcı bir ekosistemin gölgesinde,
Hiç çekilmez hiyararşik çığlık isyanların ,
Damardan alışını getirdim haberimde.
Soluk borusuna şet koyan gözyaşları,
Bir skorskiyle düştü denizlere.
Batık yeni direnişler,
Batık bir tayyare.
50 yeni tür ,
50 yeni divane.
Ellerimle getirdim cesetleri yüzeye.

Zaman Kaybının Keyfi ( Bir Porno Yıldızına Ağıt)

(Gerçek bir hikayeden alıntı falan değildir.)
  Gazetede hergün yazılarını okuduğum , üzerine saatlerce düşünüp bulunduğu eve çıkmak için hep bir bahane aradığım ve apartmanın kapıcısı olduğum için bahane bulmakta zorlanmadığım yazar hanım Alexis Texas bugünde orada.
  Her sabah saat 11:37'de kapısın çalıp ekmeğini getiriyordum. Saatin bu kadar geç olmasının nedeni gece geç saatlere kadar yazıyor olmasıydı. Evinden sesler genelde bu saatlerde gelirdi. Tam olarak duyamasamda daktilonun ritimli gıcırtısı kulaklarıma huzur dağıtan noel babayı anımsatıyordu.
  Geçen gün yine görevi itinayla yerine getirmek üzere mermer kaplı merdivenleri çıkyordum ağır ağır . O gün perdeleri açtığımda güneşin bir farklı gülümseyişi ürperti verdi.Sanki umuttan çok dalgacı bir adamın umursamazlığı vardı.
  Bayan Alexis'in zili çalınmayı bekliyordu bende kırmadım. Kapıyı açtı ve biraz daha genişlediğini gösteren iç dünyasını soktu beni yazmaktan başka bişey yapmadığına emin olduğum o minik elleriyle.
  Bayan Texas bugün ki ekmekleriniz benden . Nedenini sorucak olursanız ; son yazını okudum ve bir şaheser olduğuna inanıyorum.Size aciz bedenimle nacizane bir bir jest yapmak istedim. Geceleri çok yoruluyorsunuz. dedim.
  Beni ciddi bulmamış olacak ki cevabını kelimelerler vermek yerine gülümseyip:
 - Olur mu canım öyle şey ! Tabii ki paranı alacaksın. Biz yazarak kazanıyorsak, sende yardım ederek kazanıyorsun, dedi.Hem sonra yazdıklarımızı okumak bile  parayla. Bu lafına içimden kıkırdayıp haklısınız dedim.Çünkü ona gelen kopyalardan birini hep kendime ayırdığımı hala öğrenememişti.Parayı uzattı, almadım.
 - Teşkkür ederim hanımefendi ben ciddiydim.
 - Bu yaptığınız küçük jesti önemsiyor ve görüyorum fakat beni kırmak istemiyorsan al bu parayı.
 - ...
 - Senin için benim içimi kırar mı , efendi ?
 - Hayır tabii ki . Nasıl olur ?
 - O halde benim içim seninkini yermeyecek kadar büyük, al hadi .
 - Yani , siz beni büyük bir iç dünyasına sahip olduğunuz içinmi yermiyorsunuz ? Ben yerilecek bir hareket mi yaptım?
  Telaşa kapıldı. Bazen , bir yazar kendi silahıyla vurulduğunda kalkanları kaldıracak vakti bulamaz.Oysa bizim çok zamanımız vardı. Yada ben öyle sanıyordum. Zamanın hızla akıp gidişini engel olan o ses sonunda duyuldu.
  - Hayatım kapıda daha ne kadar nöbet tutacaksın ?
  Yıkıldım. Kendimi aldatılmış hissetmenin platonik etkisi.(tam şuan sevgilim bana adam tek taraflı aşkın adını unutmuş dedi platonik diye hatırlatırken.)...
  Tüm hayallerimi alt üst etti. Beynimi yazılarının alt metinlerıyle doldurduğum kadın bir başkası için yazmış onca şeyi.
  Alışması zor oldu. Hatta  o tek cümle beynimde tekerrür edip durdu günler boyu, Unomunçonun. Adı buydu ve Alexis seslenirken duydum. Acaba gelişimi mi bekliyor diye soracak vakti bulamadım kendimde. Kalkanlarımı kaldıracak vaktim yokmuş. Ava gidip avlanmış gibi paramparça ruhum.
  Parayı alıp mermer merdivenleri ağır ağır indim.
Devrilsin tüm heykeller, 
Tüm narlar ikiye yarılsın tam  ortadan.
Usulca çağlar tüm nehirleri bugün.
Düğüne koşan sokak köpeğine zarf edin basitliğimi
3 koyun 5 koyun içine , kurban edip.
Ben emekledikçe motaların üzerinde anahtarım sol
Ben durdukça bulutlar üzerinde soluğum es.
Bilmem kaçıncı baskısın bir seri kitap bugün.
Yazılmışlardan sözetki yerini bulsun zaman.
Kan pompalar sönmüş kalbimin şamyelinden resmin
Bugün yaram derin
Daldığım o denizin
Gece kuşu seyrede tüm vahşet yüksekten
Denizde av gecedir.
Gece kılıçları verir. Denizler excalibur'un toprağı.
Çıkartan sabahı bulur.
Uyur gece kuşu.
Rahmetle anılmaz ki çamur.
Tüm sediman hatıradır geceden.
Vahşet diyor insan buna , Tanrıysa denge.
Satarken tüm varlığını insan, almıyor bir bilge.
Ve aynı bilge yine diyor ki;
Ben mi var ettim varlığını
Ben varlığı seçmem yokluk yerine.

Mevlanaca

Sırrı sır eden bilinmemesi değil,
Bilenidir.
Bileni , bildiğinin tebliğindeyse
Sır bir keşif haline geçer.
İmanın sırrı hız , 
Aşkın sırrı yanmaktır.
Aşkı aşk eden maşuk değil ,
Aşk adına yanandır.
Ben çok geri kafalı bir insanım evet, çünkü : 
Nasıl daha fazla para kazanırım yerine,
Neden daha fazla kazanmak zorundayım ? ;
Sorusunu sordum hep kendime.

Ben çok geri kafalı bir insanım, Çünkü :
Nasıl daha rahat olurum yerine ,
Neden daha özgür deilim?
Neden daha özgür olmak zorundayım ?
Neden özgürlük ? Yani bi hapsolmanın varoluşumudur , özgürlüğe sebep ?
Dedim hep !

Ben geri kafalı insanlardanım , Çünkü :
Demir kapının ardındaki sonu ,
Kilidi kırıp çalmak yerine , anahtarı bulmayı tercih ettim.
Sistemi çözen bir anahtarı kabul ettim  insancıl ( ve kelime anlamı bi o kadar hayvancıllaşmış bu yapıda) yapıları.
Oysa ileri kafalı insanlar zarar vermenin bir geri dönüş olduğuna kanaat getirdiler.

Ben kafamı geri uzatıp,
Aynı kafamın dikine 100 mt'yi
10 saniyede almayı seviyorum.
Fakat aynı ileri zekalı insanlar 
Bitiş çizgisini , ileri çekmeyi
Unutacak gibi görünmüyorlar.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Drama Köprüsünde İntihar

Siyah bir umut , kancalardan köprülerle bağlıyor beni kendime.
Adı konmuş bir toprak ağası olmuş yalan.
Diyardan diyara gezen dilencinin ahtıyla bozmuş kendine sessizliğini.
Bol keseden çığlık önüne geçer sakinliğin.
Kuyular kazar , karşı karşıya konumlanmış iki budanın tarifsiz benzerliğine.
Oyüzden saçma tiyatrosu gibi yorgunum bazen.
Bazende hareketsiz bir gondolun üzerinde beklerken buluyorum heyecanımı,
Godot gibi.
Bazen öyle dağılıyorum ki ;
Babil'in asma bahçelerinden topluyorum çaresizliğimi olgun meyve misali .
Beklentilerimi elimde tutabilmenin en alçak yolunu arıyorum.
Drama Köprüsünde bir intihar girişimi !
Dile kolay 40 küfürden sonra bana saldırmayı seçiyor tüm sakinliğim intihar yerine.
Aldırmıyorum.
Çünkü hiçbir kürtaj bana mahkum değil.
Doğacak onca sonuç varken yapılanların.
Suçsuzum köstebek , toprağını çalmadım.
Beni çalan toprağın.



9 Mayıs 2012 Çarşamba

Bı trambolın var en alt katta.. 
Bi üst katta ise bi trambolin daha.
Etraf karanlık ve şimdilik sakin. 
Deniz seviyesindeyz belkide altında.
. Aslına bakarsanız hernekadar 
yağmur sesini duysakta bu hala genel bir sorun.
 İlk tramboline cıkıp bi kaç atlamadan snra
 2. Kattaki 2. Tramboline yetişiyorum. 
İlk trambolin keyifli heyecan verici ve 
bazen sessiz sakin... 
Şimdi asıl yapmam gereken 2. Tramboline sıçramak. 
Yada ben öyle sanıyorum. 
Neden mecbur olayımki, 
Herkez mecburmuydu?
 Kendime bi eğim verip,sözde deniz seviyesinin
 üstüne cikmamı sağlıycak 2. Tramboline atlıyorum.
 Yüksekliği gereksiz değil çünkü düşersem 
ölebilirim ama düşmeden bilemem. 
Yaşamaya devam etmek zorunda oldugum icın sıçrıyorum.
 3 trambolini arıyor şimdi gözlerim. 
Yeryüzü olduguna inanılan bi littoral zondayım
. Soruyorum kendime bunca sıçrayıs bunca yükseliş neden. 
Neden onca kez ezdi tabanlarım trambolinin kızgın yüzüne .
 Altta kalan yüzü yukardan güldüğü için mi? 
İlk trambolini özlüyorum.
 Olmasaydı bi trambolin daha 
yada belki unutsaydım son atlayışımı yada karsıma
 öyle bi trambolin çıksaki her 2 yüzüde gülse
 bende tutunsam ona dursam. 
Ne önemi varki yüksekliğin.
 İnsan yaşadıkça deniz seviyesindedır zaten
 sadece heran sevıye düşürme yetkisine sahiptir.
Kötülükçü masallar diyarının, 
ölü bedenlerine yapışmış, çürükçül ruhlar.. 
Hapsettiğiniz aşkım kurtulamaz asla hilekar
 boyunduruğunuzdan. 
Aşınır zaman , kenara vurduğundaki dalganın taşa yaptığı 
gibi kurtulsa bile.. 
Bir hataydı evvel zaman içinde ve bır hayat aşkı yoksun içinde.. 
Her biriniz birer gül parçasısınız ey insanlar. 
Kiminiz dal kiminiz diken. Kiminiz taç yapraksınız, bu yolda ipi çeken. 
Ne yazıkki gül birbütün.
 Olmasa bile ihtiyac, 
dikenide var gülün. 
Bi masal kahramanı taç yapraklar, 
damla damla nur dururken, anca diken ararlar.. 
Sonu varsada bu masal , sonuna gelmeden uykuya dalıyor insan.
 Uykusunda bi şise şarap ve biraz da göz yaşı sayıklıyor...

? Ne var bunda ?

Ne Yazıcaktım?
Sabahın kör aydınlığı,
Yazmak için daha kaygan yapıyor kalemleri
..Peki , biz neden hep taraf seçtik?
Gece ile gündüz kadar keskin olmasalar,
 Güneş varken ay olsalar ,
Şafak vakti oluşsalar bile.
Hafif bir aydınlık yada ağır bir kararsızlık gibi...
Çünkü ben hala nerelisin sorusunun cevabını ,
bir kerede veremiyorum.
Vatanım Fransız dili değil tabi,
Sorunum salt mücadelemin oluşu sanıyorum,
Herkes kadar.
Yazarları tanıyoruz,
felsefe ve sanath homojen görmek yerine , 
ince bir çizgiyle ayırıp lumpenlıkten uzaklaştıranları..
Tartışıyoruz çoğu zaman, gözlemliyoruz vesaire.
.Bense, yazarların gözlemlettikleri biyana etrafımdakileri ve 
bazen kendimi gözlemliyorum.
 Kendi üzerimde zor olsada..
Bunu aynada yapmıyorum.
Ne yaptığımın farkına vardığımda oluyor sadece.
Sade bir dil  ve samimiyetle bazen.
Bazen de elimi taşın altına koyup.
Ve mesela Kafka..
Bu adamda ne buluyorum dersem, tembellik etmiş olurum. 
Onda bulduğum en net yapıyı açıkça ifade etmek gerekirse:
"En güçlü yanıda, en zayıf yanıda duyguları."
Tıpkı benim gibi...
Yinede Franz Kafka'yı bütün olarak ele almak mümkün değil.
Hakkında yazılmış 15binden fazla kitap olmasina rağmen.
O yüzden tembel diyerek kendime haksızlıkta etmiyorum,bu konuda.
Fakat!Biz taraf tutuyorduk!
Jean Genet , Jean Paul Sartre'ın dostluğu kimilerini onlara,
kimilerini ise karşıtlıkları yüzünden Albert Camus'e çekiyordu.
 Her tartışmada eğilimin grafiği tarafsızlığın düşüşüne
 ters tavırla artıyordu.
Biri Kafkadan bahsetmeyegörsün:
En az Brecht kadar komünist bu adam , özgüveni olan ama 
yok sayılmış(yanlış anlamışlara) bir anarşist bu adam!
Diye bağırasım geliyordu.
Ama tembelliğim beni en çok düşünürken meşgul ediyordu.
Şuan olduğu gibi anlatmak istediğimin dışına çıkarıyordu.
Artık ne anlatıcağımıda unuttum...
Camus gibi not alacak olsam bileNeyi not alacaktım ?
Hatırlamıyorum!

1 Mayıs 2012 Salı

Bir insanın herşeyi olmayacakmışım aslında.
Zarar veriyormuş bu yaratılışta bir insana..

Cem'in sinema sever arkadaşı,
Ayşe'nin hovarda çatığı olucakmışım.
Hasan'a yoldaş , Mehmet'e  kardaş,
Sevene aş , köleye baş..
Birinin herşeyi değilde ,
herkesin birşeyi olucakmışım.
Ama biliyorum ki:
Cem'in herşeyi bir sinema sever,
Ayşe'nin ki bir hovarda,
Hasan'ın bir yoldaş,
Mehmet'inse kardaş..
Farkına varmadan köleye baş 
olmuşuz,
Sevdiğimize ise herşey diye bir kap aş...
Bir insanın herşeyi olmamalıymışsın aslında da ;
PEKİ YA HERKES YANILDIĞINDA?...